10-04-2012 tarihinde, 16:03 saatinde eklendi
NASIL BAŞARABİLİRİZ?
NASIL BAŞARABİLİRİZ?
Alet edevatta ve çevrede yaşanan değişimlere rağmen temelde birçok şeyin varlığını koruyarak günümüze kadar geldiğini görüyoruz

 Menfaatlerini merkeze alıp daha fazla güç sahibi olmak ve daha müreffeh yaşamak için çabalayanlar, başkalarının ezilmesine hatta ölümüne mal olsa da kendi hayat şekillerinin çerçevesini çizip kanunlarını dizayn ederken, bunlara karşı duran, insanların fıtrat ve yaratılış özellikleri esasında çerçevesi çizilmiş kanunlarla önlerine çıkan Allah’ın elçileri yeryüzünde adaletin sağlanması ve insanların adalet içinde yaşaması için çabaladılar. Zalimlerin saltanatına karşı çıkan ve haksızlığın hiçbir şekliyle uzlaşmayan ilahi çağrıya savaş açan hakim rejimler, işin henüz başında peygamberlerin sesini kısmak için yoğun çaba harcadılar. Müslümanların detaylarına haberdar olduğu Hz. Resul-i Ekrem (sav)’in hayatı incelendiğinde küçük Mekke devletinin kodamanlarının köle ile efendiyi, işçi ile patronu eşit gören çağrıyı susturmak için hangi yöntemleri kullandıkları rahatlıkla görülür. Peygamber (sav)’in elinde sihirli bir değnek yoktu. Ancak onların altın çağını yaşayan şiirini etkisiz kılan ve düzenlerinin bir hiç olduğunu ortaya koyan Allah’ın kitabı elindeydi. Resul–i Ekrem (sav)’in azim ve sabrı zorluklara karşı direnen büyük bir iradeyi ortaya koymasına sebep oluyordu.

Resul-i Ekrem (sav), hayatımızın bütün aşamalarında bizim için örnek ve olgu olduğundan hedeflerimize ulaşmak için O’nun azmini, iradesini, sabrını ve yorulma bilmez çabasını dikkate alıp yararlanarak hareketimizi şekillendirmeli ve yöntemimizi belirlemeliyiz.

Büyük bir değerler savaşıyla karşı karşıyayız. Hayat felsefemizi oluşturan, bize yön veren ve varlığımıza anlam katan Allah’ın kitabı karşıtlarımızın hesaplarını altüst etmektedir. Bu nedenle Kur’an’a şiddetli bir düşmanlık beslemektedirler. Çoğu zaman maskeleri düşer korkusuyla düşmanlıklarını açıkça beyan etmekten çekinirler. Kur’an-ı Kerim’in Resul-i Ekrem (sav)’e gönderildiği gibi sağlamlığını ve tazeliğini koruması, özellikle bolluk içinde yaşadığı halde ruhi sorunlarla boğuşan Batı insanının gönlündeki yaraların merhemi olması İslam düşmanlarının korkularını daha fazla arttırmaktadır. Hayattan hiçbir zevk almayan ve çaresizliğe gömülen Batı insanının İslam’dan azıcık haberdar olmasıyla güneşin yakıcılığından parça parça olmuş toprakların suya hasreti gibi İslam’ın cazibesine kapıldığı görülür. İslam’ın safının güçlenmesini kudret ve saltanatları için tehlikeli gören İslam düşmanları her alanda İslam’a karşı yoğun bir propaganda savaşı yürütüyorlar. Bunu Avrupa ve ABD’de doğrudan İslam düşmanlığı olarak ortaya koymaktan çekinmezken, İslam dünyasında ise farklı şekillerle düşmanlıklarını yürütüyorlar. Örneğin iftiralarla ve yalan propagandalarla Müslümanları halkların gözünden düşürüp uzlete mahkûm etmeyi hedefliyorlar.

Gelecekleri için tehlikeli ve potansiyel suçlu gördükleri Müslümanları olduğundan fazla önemsediklerinden, Müslümanlar sürekli Batının ilk gündemini oluşturur. İslam’ın çağın sorunlarına ve hastalıklarına çare bulacak yeterlilikte olduğunu ve düzenlerinin İslam karşısında direnemeyeceğini çok iyi biliyorlar. Sihirli bir değnek olarak ileri sürdükleri demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerle ilgili söylemlerinin işkence, kan, gözyaşı ve işgalden başkasını getirmediğinin halklar tarafından anlaşılması kendilerini güvensiz ve yalancı hale getirdiğinden halkları etkilemek ve inandırıcı olmak için yeni yöntemler kullanıyorlar.
 
Yeryüzünün yaratılışından beri hak ile batıl mücadelesinin devam ettiği dünyamızda, zevkine göre yaşamak, güç ve kudret elde etmek için kendi kanunlarını kendileri yapan ve insan hayatını bir hiçe sayan batıl güçler kimi zaman gerçek yüzlerini örtme gereği duymadan zulmetmeyi yeğlediler. Oysa günümüzde daha fazla etkin olmak ve daha derinden sömürmek için gerçek yüzlerin örtmeyi tercih ediyorlar.

Batıl taraftarlarının etkin olduğu, hak taraftarlarının ise varlık gösteremedikleri bir dünyada adaletten ve insanca yaşamadan söz edilebilir mi? Batıl taraftarları her alanda etkin olmak için yoğun çaba harcıyorlar. Müslümanların etkisini kırıp uzlete mahkum etmek için çabalıyorlar. Oysa bugün yaşanılır bir dünya için halkların Müslümanlara ihtiyacı her zamankinden daha fazladır.

Uzun yıllar ağır dinsizlik dayatmalarıyla karşı karşıya kalan ülkemizde İslami hayat büyük ölçüde toplum hayatından çıkarıldı. Baskı, zulüm ve dayatmalarla kurulan cumhuriyetin amaçlarından biri İslam’ı toplum hayatından silip dinsiz bir toplum oluşturmaktı. Bu tehlikeyi fark eden bilinçli Müslümanlar, özellikle de ulemadan bir kısmı ağır bedelleri göze alarak karşı çıktılar. Bir döneme damgasını vuran Üstad Bediüzzaman, halktan koparılıp tecride mahkum edildiği halde, risaleleri gizliden gizliye halka ulaştırarak dinsizlik akımının önünde durmaya çalışmış, bu tehlikeyi projeyi önemli ölçüde akamete uğratmıştı. Üstadın yorulma bilmez, kararlı ve azimli çabalarının izlerini bugün toplumumuzda görmek mümkündür.

Üstad’ın ifade ettiği gibi bugün şahs–ı maneviye sahip İslami cemaat toplumda İslam’ı ihya etmek için önemli bir misyon yüklendi. Cemaat mensuplarının İslam’ı toplum hayatında canlandırma uğruna atacakları her adım küfür cephesinin insanlığı boğmak için ördüğü zincirden halkaları bir bir parçalayacaktır. Bunun için en geçerli yol hayata Kur’an-i şekil vermektir. Bir sonraki adım zamanı Kur’an’ın hizmetine verip insanlarla tek tek ilgilenerek, vahyin mesajını kavratıp Kur’an yolunun yolcuları olmalarını sağlamaktır. İslam’a büyük bir azim ve gayretle sarıldığımız ve en yakınlarımızdan başlayarak toplumumuzun hayatını Kur’an’a yönlendirdiğimiz zaman toplum büyük bir dönüşüm yaşayacak ve İslam layık olduğu yere yerleşecektir.
 
Elimizde Kur’an’dan neş’et eden hakikatler var. Önemli olan bunları layıkıyla insanlara ulaştırabilmek! Ancak bir yaşama şekline alışmış insanların bundan kolayca vazgeçip yeni bir yaşam şekline yönelmeleri zordur. İz bırakmak, toplumun yaşam şeklini değiştirmek ve Kur’an hakikatlerine göre insan yetiştirmeyi hedefliyorsak bugüne kadar topluma yön vermeye muktedir olamayan çabalarımızın bu işler için yeterli olmadığını anlamalıyız. Öyleyse bir topluma yön vermek için başka çabalar gerekmektedir. O da Hz. Resul-i Ekrem (sav)’in yaptığı gibi insanlarla bire bir ilgilenerek, onlara hakikatleri kavratarak ve İslami hayatı derk etmelerini sağlayarak çalışmalarımıza yeni bir yön verebiliriz. İz bırakmanın tek yolu daha fazla çalışmak ve insanlarla inceden inceye ilgilenip hakikatlerle tanışmalarını sağlamaktır.
 
Böylece, insanlar hakikatler doğrultusunda yaşamaktan zevk alacaklar. Kur’an hakikatleri toplumu kuşattığında, yitirilmiş değerler bir bir toplum hayatına dönüp yaşama imkânı bulacak. Yeryüzü bir kez daha yaşanılır hale gelecek ve Allah’ın adaleti dört tarafı kuşatacak. Bunun için de bilinçli, azimli, gayretli ve sabırlı çalışmalara ihtiyacımız var.
 
M. Emin ÇELİK
 



http://yesrip.com/haber.php?id=8091