20-06-2012 tarihinde, 17:18 saatinde eklendi
ALLAH’IN GÜZEL İSİMLERİ / EL–VÂRİS
ALLAH’IN GÜZEL İSİMLERİ / EL–VÂRİS
Bu ismi şerif; mülkün daimi ve servetlerin hakiki sahibi demektir. Buna göre Allah (cc); mülkün gerçek sahibi olduğu gibi, servetlerin de gerçek sahibidir ve gerçek varisidir.

Kainat ve içindeki her şeyi Allah (cc) yaratmıştır ve tümünün sahibidir. Dünya ve içindeki hazinelerin tümünün gerçek sahibi O’dur. Şu anda yeryüzündeki her şeyi, insanlar kendi aralarında paylaşmış kendilerince tasarrufta bulunmaktadırlar. Altınlar, gümüşler, değerli diğer madenler, verimli araziler, hayvanlar, bağlar, bahçeler vs bütün bunlara zahiren insanlar sahip olarak görünmekte ve istedikleri gibi harcamaktadırlar.

Ancak bu, hem her bir insan için ve hem de topyekun olarak insanoğlu için geçici bir durumdur. Her bir insan, belli bir süre kaldıktan sonra ölmekte, hayatta iken sahip olduğu tüm mal ve mülkü dünyada bırakıp sade bir kefenle toprağın altına gömülmektedir. Aynı şekilde bütün insanlar ölümü tatmaktadır. Neticede ise bütün insanlık topyekun yok olacaktır. Baki kalan ise sadece ve sadece alemlerin Rabbi olan Allah (cc) olacaktır.

“Yeryüzüne ve onun üzerindekilerine ancak biz varis oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler. “ (Meryem 40)

O halde gerçek varis Allah’tır. Mülkün hakiki ve daimi sahibi olduğu gibi, gerçek varisidir de. Her şey, eninde sonunda O’na dönecektir.

“Dirilten de öldüren de yalnız biziz ve her şeye biz varis oluruz. “ (Hicr 23)

ER–REŞÎD


Bu ismi şerif; her işi yerli yerinde, tedbirine uygun, bir nizam ve hikmet üzere neticelendiren demektir.

Buna göre Allah (cc); bütün işlerini bir hikmete binaen, tedbirine uygun ve yerli yerinde yaparak neticeye ulaştırır.

Reşîd ismi, aynı zamanda doğruya sevk eden, selamet ve kurtuluş yolunu gösteren anlamına da gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Hâdi ile eş anlamlıdır.

Er–Reşîd, kemalatı ifade eder. Her yönüyle tas tamam, eksiksiz, kamil, hiçbir işinde kendinden başkasına ihtiyaç duymayan ve dolayısıyla her işini yerli yerinde ve uygun bir şekilde yapan anlamında olup, Allah’ın (cc) zatında ve sıfatlarında kemal sahibi olduğunu ve bu kemalat ile bütün işlerini yerli yerinde yaptığını, her varlığı var ediş gayesine uygun bir şekilde hedefine ulaştırdığını, hiçbir işinde eksiklik ve yetersizlik duymadığını ve her işin hakkından geldiğini ifade etmektedir.

İnsanoğlu, bir bebek olarak dünyaya gelir ve o vakit başta akıl olmak üzere diğer melekeleri henüz yok denecek derecededir. O büyüdükçe, sahip olduğu melekeler de gelişir ve gençlik döneminde öyle bir noktaya gelir ki, hem ruhsal ve hem de bedensel olarak yeni bir döneme girer. İşte bu döneme rüşd çağı denmektedir. Bundan kasıt, o insanın artık hem ruhen ve hem de bedenen, normal bir insanın sahip olması gereken olgunluğa adım attığı, o döneme giriş yaptığıdır. Bu döneme girmeden eksik ve yetersiz olduğu için mükellef sayılmamaktadır.

İşte bu açıdan düşünülecek olursa, Allah (cc); her yönüyle eksiksiz ve kusursuz olduğu, dolayısıyla zatında ve sıfatlarında bir değişme ve gelişme söz konusu olmadığı için O kamildir. Bundan dolayı, bütün işleri yerli yerinde ve tedbirine uygundur. O, her şeyi bilen ve her şeye gücü yetendir.

ES–SABÛR

Bu ismi şerif; çok sabırlı olan, ceza vermekte acele etmeyen, hiçbir işinde acele etmeyip her işi muayyen bir vakte ve ölçüye bağlayıp zamanı geldiğinde yapan anlamlarına gelmektedir.

Buna göre Allah (cc); şanına yakışır bir şekilde sabırlıdır, yapabildiği halde kendisine isyan eden kullarına ceza vermekte acele etmez ve onlara mühlet verir, yapacağı işlerde acele etmeyip onlara vakit tayin eder ve zamanı geldiğinde yapar.

İnsanlar açısından düşünüldüğünde sabır; tahammül gerektiren, katlanması zor olan ve nefse ağır gelen bir haldir. Çünkü sıkıntı, zorluk, bela, musibet, zulüm ve baskı gibi eziyet veren şeylere karşı dayanmayı icap eder. Bununla birlikte; fakirliğin ağır şartlarına, zenginliğin fitneye sevk eden yüzüne, nefsin dürtülerine karşı hak üzere sebat etmeyi gerektirir. Bundan dolayı her insan, her şeye sabredemez. Ancak sağlam bir inanç ve güçlü bir irade sahibi olanlar sabırlı olabilirler. Bunun içindir ki Kur’an’ı Kerim’de; iman, salih amel ve hakkı tavsiye etmenin yanında, sabır gösterenlerin kurtuluşa erebileceği belirtilmiştir.

Sabrın insan açısından ağır ve buna bağlı olarak önemli olmasının asıl sebebi; insanın hem maddi ve hem de manevi açıdan zayıf olması, yetersiz ve eksik olması, karşılaştığı her şeyin üstesinden gelememesindendir. Mesela; zulüm altındadır, bunu kaldırmaya çalıştığı halde gücü yetmiyor, o zaman ya vaz geçecek veya çektiği sıkıntılara tahammül gösterip mücadelesine devam edecek ki, buradaki sabır, kaldırmaya güç yetiremediği zulme karşı gösterdiği tahammül ve dirençtir.

Allah’ın (cc) Sabûr olması ise, bu şekilde değildir. O’na nispetle sabır; hiçbir acizlik, yetersizlik ve eksiklik ile alakalı değildir. Her şeyi yarattığı, idare ettiği ve her şey gücü yettiği halde sabırlıdır. Hiçbir işinde acele etmez, ama aynı zamanda ihmal anlamında tehir de etmez. Zamanında yapar. Her işini hikmetle yapar, yerinde, zamanında, tedbirine ve amacına uygun bir şekilde yapar. Kullarına karşı son derece şefkatli ve merhametli olduğu için, onların yaptıkları azgınlık ve taşkınlıklara karşı ceza vermede acele etmez, pişmanlık duyup tevbe etmelerine fırsat tanır ve mühlet verir. Ancak neticede bütün insanları kıyamet gününde huzurunda toplayacak ve onlardan, dünyada yaptıklarının hesabını soracaktır, hiç kimse de O’nun kudret elinden kurtulamayacaktır. Çünkü O’nun her şeye gücü yetmekte ve her şeye hükmetmektedir.

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, orada hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman ise onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler. “ (Nahl 61)

Allah’a emanet olun.

M. ALİYÊ XERZÎ



http://yesrip.com/haber.php?id=8126